7 Haziran 2008 Cumartesi

ARMENIANS NOT SUBJECTED TO RELOCATION - YER DEĞİŞTİRMEYE TABİ TUTULMAYAN ERMENİLER

ARMENIANS NOT SUBJECTED TO RELOCATION

The relocation decision has not been applied to all Armenians. At the beginning, a part of the Armenians living in the regions (In Urfa, Germis and Birecik, Erzurum, Aydin, Trabzon, Edirne, Canik, Cannakkale, Adapazari, Halep, Bolu, Kastamonu, Tekirdag, Konya and Karahisar-i sahib) have been kept out of the scope of migration. (1) But, thereafter, when it has been certain that these people were also involved in various severity events, majority of them been subjected to migration. (2) The ill and the blind were not subjected to relocation and the Catholic and the Protestant ones, the soldiers and their families, the officers, merchants, some workers and masters were not subject to migration, either. Likewise, in the telegraphs sent to the provinces, it is requested not to move the ill, the blind, the disabled and the old and to settle them in the city centers. (3)

With the telegraphs sent to the related provinces on August 2, 1915 and August 15th 1915, it has been ordered not to subject the Armenians from the Catholic and Protestant sects to migration and to settle them in the cities they were currently in and to notify the number of their population. (5) The ones that have been subjected to migration by mistake have been settled in the cities they were currently in. (6). But among the ones that were kept out of the scope of migration, the ones that were observed to have harmful actions have been sent to new settlement regions regardless of their being Catholic or Protestant. (7)

In the coded telegraph sent to the provinces on August 15 1915, the Armenians providing service as officers and health personnel in the Ottoman army and their families have not been subjected to migration and left at their locations. (8) Besides this, the Armenians working in the branches of Ottoman Bank, in the Turkish Tobacco Monopoly and in some consulates have not been subjected to relocation, either, as long as they remained loyal to the government and their good behavior continued.

Furthermore, orphans and widowed women have not been subjected to migration and have been taken under protection in the villages and orphanages. (10) The children, who became orphans during the transportation have been sent to Sivas and settled in the orphanages there. (11) A general order was issued on April 30, 1916 about the Armenian families needing protection. With this order, the families with no guardians, whose male members either were transported or were in military service, were settled in the villages and towns, where there were no Armenians and their catering were met from the Immigrants’ Allowance. The children up to 12 were given to Muslim families at locations, where the orphanages were not sufficient and their education and development have been provided. 30 kurush was paid to the poor Muslim families to meet the expenses of the children from the Immigrants’ Allowance. Young and widowed women were permitted to marry Muslim men with their own will. (12)

REFERENCE:

Halacoglu, Prof. Dr. Yusuf, Facts Relating to the Armenian Displacement (1915), TTK Publication, Ankara, 2001

FOOTNOTES

1) Coding Office, no 54-A/155; no 56/ 114; no 56/ 225; no 56/ 226; no 57/89; no 57/177; no 59/ 218

2) Coding Office, no 54-A/271; no 54-A / 272 (July 22nd 1331/ August 4th 1915)

3) Coding Office, no 56/27; no 67/186

4) Coding Office, no. 54-A/ 251; no 55/20

5) Coding Office, no. 56/112 (September 6th 1331/ September 19th 1915, to Konya province)

6) About this issue, orders have been sent via telegraph to Sivas (Coding Office 56/176), Mamuretülaziz and Diyarbekir provinces (Coding Office no 56/172) on September 14th 1331 / September 26th 1915; to Konya (Coding Office, no 58/2) and Ankara (Coding Office, no 58/159) provinces on 1 Tesrinisani 1331 / November 14th 1915.

7) A telegraph in this way has been sent to Adana province on August 1331 / September 2nd 1915 (Coding Office, no. 55-A/23).

8) Coding Office, no. 55/18

9) Coding Office, no 56/36 (September 3rd 1331 / September 16th 1915); no 56/243 (September 17th 1331 / September 30th 1915); no 56/360 (September 28th 1331 / October 11th 1915).

10) Coding Office, no 54/411; no 54/450; no 54-A / 325

11) Coding Office, no 61/18-20

12) This order has been sent to Adana, Erzurum, Edirne, Halep, Hüdavendigar, Sivas, Diyarbekir, Mamuretülaziz, Konya, Kastamonu, Trabzon provinces and Izmit, Canik, Eskisehir, Karahisar-i sahib, Maras, Urfa, Kaysri, Nigde possessorships (Coding Office, no 63/147) and to Ankara province on May 17th 1332 / May 30th 1916 (Coding Office no 64/162).


YER DEĞİŞTİRMEYE TABİ TUTULMAYAN ERMENİLER

Yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Başlangıçta bazı bölgelerde (Urfa'da Germiş ve Birecik, Erzurum, Aydın, Trabzon, Edirne, Canik, Çanakkale, Adapazarı, Halep, Bolu, Kastamonu, Tekirdağ, Konya ve Karahisar-ı sahip) yaşayan Ermenilerin bir bölümü göç dışında bırakılmışlardır(1). Fakat, daha sonra bunların da çeşitli şiddet olaylarına karıştıkları görülünce büyük bir kısmı göç ettirilmişlerdir(2). Hasta ve âmâlar yer değiştirmeye tabi tutulmadıkları gibi, Katolik ve Protestan mezhebinden olanlar, asker ve aileleriyle, memurlar, tüccarlar, bazı amele ve ustalar da göç ettirilmemişlerdir. Nitekim illere gönderilen telgraflarda, hasta, âmâ, sakat ve yaşlıların sevk edilmemeleri ve şehir merkezlerine yerleştirilmeleri istenmiştir(3).

2 Ağustos 1915 ve 15 Ağustos 1915 tarihinde ilgili illere gönderilen telgraflarla Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin göç ettirilmemesi ve bulundukları şehirlere yerleştirilerek nüfus sayılarının bildirilmesi emredilmiştir(4). Bu gibiler, il içinde şehirlere yerleştirilmişlerdir(5). Yanlışlıkla göç ettirilenler ise, araştırılarak o sırada bulundukları şehirlere yerleştirilmişlerdir(6). Fakat, göç dışı tutulanlardan, zararlı eylemleri görülenler; ister Katolik, ister Protestan olsun yeni yerleşim bölgelerine sevk edilmişlerdir(7).

15 Ağustos 1915'de illere gönderilen şifre telgrafla, Osmanlı ordusunda subay ve sağlık sınıflarında hizmet gören Ermeniler ve aileleri bulundukları yerlerde bırakılarak göç ettirilmemişlerdir(8). Bunun yanı sıra, merkezdeki ve taşradaki Osmanlı Bankası şubelerinde, reji idaresinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler de hükümete bağlı kaldıkları ve iyi halleri görüldükleri sürece tehcire tabi tutulmamışlardır(9).

Ayrıca, yetim çocuklar ve dul kadınlar da göç ettirilmeyerek, yetimhanelerde ve köylerde koruma altına alınmışlar ve kendilerine maddi yardımda bulunulmuştur(10). Yer değiştirme sırasında yetim kalan çocuklar da Sivas'a gönderilerek oradaki yetimhanelere yerleştirilmişlerdir(11). Korunmaya muhtaç Ermeni aileler hakkında 30 Nisan 1916'da genel bir emir yayınlanmıştır.

Bununla, erkekleri göç ettirilen veya askerde bulunan kimsesiz ve velisiz aileler, Ermeni ve yabancı bulunmayan köy ve kasabalara yerleştirilmiş, gıda ihtiyaçları Göçmen Ödeneği'nden verilmiştir. 12 yaşına kadar olan çocuklar, bölgelerindeki yetimhanelerin yeterli olmadığı yerlerde, zengin müslüman ailelerin yanına verilerek yetişmeleri ve eğitimleri sağlanmıştır. Hali vakti yerinde olmayan müslüman ailelerine Göçmen Ödeneği'nden çocukların gıda masrafı olarak 30 kuruş ödenmiştir. Genç ve dul kadınların kendi rızalarıyla, müslüman erkeklerle evlenmelerine izin verilmiştir(12).

KAYNAK:
Halaçoğlu, Prof. Dr. Yusuf-; Ermeni Tehcirine Dair Gerçekler (1915), TTK Yayını, Ankara 2001.

DİPNOTLAR
1) Şifre Kalemi., nr. 54-A/155; nr. 56/114; nr. 56/225; nr. 56/226; nr. 57/89; nr. 57/177; nr. 59/218.
2) Şifre Kalemi., nr. 54-A/271; nr. 54-A/272 (22 Temmuz 1331/4 Ağustos 1915).
3) Şifre Kalemi., nr. 56/27; nr. 67/186.
4) Şifre Kalemi., nr. 54-A/251; nr. 55/20.
5) Şifre Kalemi., nr. 56/112 (6 Eylül 1331/19 Eylül 1915, Konya vilayetine).
6) Bu hususta 13 Eylül 1331/26 Eylül 1915'de Sivas (Şifre Kalemi., nr. 56/176), Mamuretülaziz ve Diyarbekir vilayetlerine (Şifre Kalemi., nr. 56/172); 1 Teşrinisâni 1331/14 Kasım 1915'de Konya (Şifre Kalemi., nr. 58/2) ve Ankara vilayetlerine (Şifre Kalemi., nr. 58/159) telgrafla emirler gönderilmiştir.
7) Ağustos 1331/2 Eylül 1915 tarihinde Adana vilayetine bu yolda bir telgraf gönderilmiştir (Şifre Kalemi., nr. 55-A/23).
8) Şifre Kalemi., nr. 55/18.
9) Şifre Kalemi., nr. 56/36 (3 Eylül 1331/16 Eylül 1915); nr. 56/243 (17 Eylül 1331/30 Eylül 1915); nr. 56/360 (28 Eylül 1331/11 Ekim 1915).
10) Şifre Kalemi., nr. 54/411; nr. 54/450; nr. 54-A/325.
11) Şifre Kalemi., nr. 61/ 18-20.
12) Bu emir Adana, Erzurum, Edirne, Halep, Hüdavendigâr, Sivas, Diyarbekir, Mamuretülaziz, Konya, Kastamonu, Trabzon vilayetleriyle, İzmit, Canik, Eskişehir, Karahisar-ı sahib, Maraş, Urfa, Kayseri, Niğde mutasarrıflıklarına (Şifre Kalemi., nr. 63/147) ve 17 Mayıs 1332/30 Mayıs 1916'da da Ankara vilayetine (Şifre Kalemi., nr. 64/162) gönderilmiştir.


REPERCUSSIONS ABROAD REGARDING RELOCATION - YER DEĞİŞTİRME UYGULAMASININ YURTDIŞINDAKİ YANKILARI

REPERCUSSIONS ABROAD REGARDING RELOCATION

Although the foreign observers, who were at the locations of relocation, wrote that the Ottoman Government’s performance was perfect and done with care in spite of war conditions, the western press preferred to mislead the events. Likewise, although Edward Natan, the consul of America in Mersin, reported that relocation has been carried out regularly, (1) the Ambassador of U.S.A. in Istanbul, Morgantau, has related the events in a completely opposite way to his country and the American press has used these events against Turks. According to the claims issued in the newspapers, Morgantau bribed the Ottoman Government and purchased some Armenians to send them to America; furthermore he has saved some English, Russian and French citizens in Istanbul. A Turkish citizen in U.S.A. reported all these lies and false information used by the press on September 14th 1915 (2).

In the frame of the reports of English consuls in Iran, claims such as killing of 1.000.000 Armenians was discussed in the English Parliament and the parliament decided to protest the Turkish Government. Furthermore, the “Blue Book” published about the Armenian events in England included news claiming that over a third of 1.800.000 Armenians claimed to exist in the Ottoman country were murdered. (3)

Against those ill — willed publications, some objective Western press members have reported that the events were falsely communicated on purpose. In an article issued in a Stockholm newspaper which uses the headline “Massacre in the Ottoman Province, Where the Armenians live”, the absurdity of such claims and the reasons for creating such false news were explained. (4)

The Ottoman Government has declared the English claims to be false on January 4th 1917 with the signature of the Undersecretary of Ministry of Foreign Affairs. (5) In the denial letter, it has been expressed that the Armenian population living in the Ottoman country has never reached 1.000.000, that this amount has decreased due to the migrations that took place before the war and the claims were denied. In the same document, it was pointed out that the Germans were held responsible for the murders of Armenians in an article of a certain issue of the “Times”.

REFERENCE:

Halacoglu, Prof. Dr. Yusuf, Facts Relating to the Armenian Displacement (1915), TTK Publication, Ankara, 2001.

FOOTNOTES

1) See document 664.

2) See document 665

3) DH, EUM, 2nd Branch, File 1, document 23 (see document 668)

4) DH, EUM, 2nd Branch, File 1, document 76 (see document 669)

5) DH, EUM, 2nd Branch, File 1, document 23 (see document 668).

YER DEĞİŞTİRME UYGULAMASININ YURTDIŞINDAKİ YANKILARI

Yer değiştirmenin yapıldığı bölgelerde bulunan yabancı gözlemciler, savaş içinde olmasına rağmen Osmanlı Hükümeti'nin bu işi büyük bir titizlikle ve iyi bir şekilde yürüttüğünü yazdıkları halde, Batı basını olayları saptırarak vermeyi tercih etmiştir. Nitekim Amerika'nın Mersin'deki konsolosu Edward Natan, yer değiştirmenin son derece düzen içinde yapıldığını raporunda belirttiği halde(1), İstanbul'daki büyükelçi Morgantau olayları tamamen ters şekilde ülkesine bildirmiş ve Amerikan basını da bunları Türkler aleyhine kullanmıştır.

Gazetelerde çıkan iddialara göre Morgantau, Osmanlı Hükümeti'ne rüşvetler vererek bazı Ermenileri satın alarak Amerika'ya göndermiş; ayrıca İstanbul'daki İngiliz, Rus ve Fransız vatandaşlarını da kurtarmıştır. Gazetelerde çıkan bütün bu yalan ve yanlış bilgileri, Amerika'da bulunan bir Türk vatandaşı 14 Eylül 1915 tarihinde Osmanlı Hükümeti'ne rapor etmiştir(2).

Bununla beraber Ermenilerin katledildikleri iddiasının Avrupa'da yayılmasında Morgenthau'ın yanı sıra(3) büyük çapta bilgileri yine Morgenthau'dan alan Lord James Bryce(4) ve Alman Protestan papazı Johannes Lepsius'tur(5). Ayrıca Wellington House üyesi Arnold Toynbee de(6), Morgenthau'nun sağladığı bilgilerden en çok yararlananlardan biri olmuştu. Amerika'da 1907-1913 yılları arasında İngiliz büyük elçiliği yapan İskoç asıllı James Bryce'in kaleme aldığı kitap, İngiliz Dışişleri Bakanlığı Savaş Propaganda Bürosu'nun yönlendirmesiyle Türkiye aleyhine yürütülecek propagandada kullanılmak üzere Arnold Toynbee tarafından yayınlanmıştır(7).

Bu şahısların eserleri, bundan sonraki Ermeni soykırım iddialarıyla kaleme alınan eserlere de kaynak teşkil etmiştir. Özellikle Morgenthau'nun raporlarının, kendisinin yanında katip olarak bulunan Agop S. Andonian ile hukuk danışmanı ve tercümanı olan Arshag K. Schmavonian adındaki Türk Ermenileri tarafından kaleme alındığı biliniyor(8). Keza kitabını yazanlar da yince Arshag K. Schmavonian ile bilhassa gazeteci Burton J. Hendrick ve Amerika Dışişleri Bakanı Robert Lansing'di. Morgenthau'nun raporlarıyla uyuşmayan bu eserin yazılma sebebi Heath W. Lowry tarafından kaleme alınan "Büyükelçi Morgenthau'nun Öyküsü'nün Perde Arkası" adlı kitapta açık ve geniş bir biçimde anlatılmaktadır. Burada temel hedefin "Amerikan halkını, savaşın zaferle sonuçlanması gereğine inandırmak amacı" olduğu vurgulanmıştır(9).

İran'da bulunan İngiliz konsoloslarının raporları çerçevesinde 1.000.000 Ermeni'nin öldürüldüğü gibi iddialar, İngiliz Parlamentosu'nda tartışılmış ve Türk Hükümeti'nin protesto edilmesi kararı alınmıştır. Ayrıca, İngiltere'de Ermeni olayları hakkında yayınlanan "Mavi Kitap"ta Osmanlı ülkesinde bulunduğu iddia edilen 1.800.000 Ermeni'den üçte birinin katledildiğine dair haberler çıkmıştır(10).

Bu kötü niyetli yayınlara karşılık, sayıları az da olsa bazı tarafsız Batılı basın-yayın organları da olayların kasten saptırıldığını yazmışlardır. Nitekim Stokholm'de yayınlanan bir gazetede "Ermeniler'in sakin oldukları Vilâyat-ı Osmaniyye'de kıtal" başlığı ile çıkan makalede, bu gibi iddiaların gülünçlüğü ve böyle asılsız haberlerin çıkarılışının sebepleri açıklanmıştır(11).

Osmanlı Hükümeti, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı imzasıyla 4 Ocak 1917 tarihinde İngiliz iddialarını tekzîb etmiştir(12). Tekzîb yazısında, Osmanlı ülkesinde yaşayan Ermeni nüfusunun hiçbir zaman bir milyona bile ulaşmadığı, bu miktarın savaştan önceki göçler dolayısıyla daha da azaldığı ifade edilerek iddialar yalanlanmıştır. Aynı vesikada, Times gazetesinde çıkan bir haberde, Ermenilerin katledilmesinden Almanların da sorumlu tutulduğu hatırlatılmıştır.

KAYNAK:
Halaçoğlu, Prof. Dr. Yusuf-; Ermeni Tehcirine Dair Gerçekler (1915), TTK Yayını, Ankara 2001.

DİPNOTLAR
1) Bk. belge 664.
2) Bk. belge 665.
3) Bkz. Heath W. Lowry, Büyükelçi Morgenthau'nun Öyküsü'nün Perde Arkası, İstanbul 1991.
4) Great Britain, The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire: Documents Presented to Viscount Grey of Fallodon, Secretary of State for Foreign Affairs, London 1916.
5) Le rapport Secret du Dr. Johannes Lepsius sur les Massacres d'Armenie, Paris 1918.
6) Armenian Atrocities: Murder of Nation, London 1915 ve The Murderous Tyranny of the Turk, London 1917.
7) Justin McCarthy, "I. Dünya Savaşı'nda İngiliz Propagandası ve Bryce Raporu", Osmanlı, Yeni Türkiye, Ankara 1999, II, 140.
8) Bkz. Lowry, Aynı eser, s. 8-17.
9) Aynı eser, s. 6
10) DH. EUM. 2. Şube, Dosya 1, belge 23 (bk. belge 668).
11) DH. EUM. 2. Şube, Dosya 1, belge 76 (bk. belge 669).
12) DH. EUM. 2. Şube, Dosya 1, belge 23 (bk. belge 668).

INVESTIGATIONS CONDUCTED BY FOREIGNERS ABOUT AND THEIR OUTCOME - ERMENİ İDDİALARI HAKKINDA YABANCILARIN YAPTIĞI İNCELEMELER VE ULAŞILAN SONUÇLAR

Just after the First World War, following the invasion of Istanbul and other regions by the entente states’ armies, hundreds of political and military leaders and Ottoman intellectuals were sent to and imprisoned in Malta Island by the English, with the claim that they were “war criminals”. Comprehensive investigations have been carried out on the Ottoman archives for finding evidences of crime about the people imprisoned in Malta. As the result of these investigations, no evidence could be submitted to the court neither against the Istanbul government of that time nor about the people imprisoned in Malta in order to prove the accusations on them. The English Court has made desperate investigations in their own archives and in the archives of USA government in Washington, but again no results could be reached.

In the same way, in the message found in the USA archive reports, sent by R.C. Craigie, the English Ambassador in Washington to Lord Curzon on July 13th 1921, the following is expressed:

“I am sorry to notify you that there is nothing that can be used as evidence against the Turks imprisoned in Malta. There is nothing that will provide sufficient evidence. These reports do not seem to include even the evidences that may be helpful in supporting the information that is currently held by the Majesty’s Government about the Turks in any way.” (1)

On July 29th 1921, the Legal Consultants of the King in London decided that the accusations directed to the people in the list of the English Foreign Affairs had a semi — political characteristic and therefore the transactions to be carried out about them should be held separate from those of the Turks, who have been arrested as war criminals.

Furthermore, the expressions “Until now, no deposition has been obtained from any witness proving the accusations made about the arrested are true. In fact, it is not definite if a witness will be found or not; since in a country that is far and difficult to reach like Armenia and especially after such long time, it is even unnecessary to express how difficult it is to find a witness” (2) belongs to the Legal Consultants of His Majesty’s Government.

Consequently, the people, who were under arrest in Malta, were set free in 1922 without any accusation directed to them and without any cases held.

During that time, some documents accusing the Ottoman Government of a so — called genocide and trying to evidence this issue was published by the English press. These documents were claimed to have been found in the Ottoman State Offices in Syria by the English Invasion Forces under the direction of General Allenby. However, the interrogations carried out thereafter by the English Foreign Affairs Ministry showed that these were not documents obtained by the English army, but false documents written by the Nationalist Armenian Delegation in Paris to the allied delegations.

REFERENCES:

1.PRO. FO. July 13th 1921, 371/ 6504/ E.8519

2.Foreign Office, July 29th 1921 371/ 6504 / E.8745

ERMENİ İDDİALARI HAKKINDA YABANCILARIN YAPTIĞI İNCELEMELER VE ULAŞILAN SONUÇLAR

Birinci Dünya Savaşının hemen sonrasında, itilaf devletleri ordularının İstanbul ve diğer bölgeleri işgal etmelerinin ardından, yüzlerce siyasi ve askeri lider ile Osmanlı aydını "savaş suçlusu" oldukları iddiası ile İngilizler tarafından Malta Adası'na gönderilerek hapsedilmiştir. Malta'da tutuklu bulunan kişiler hakkında suç kanıtlarının bulunabilmesi için Osmanlı arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar yapılmıştır.

Araştırmalar sonucunda, ne zamanın İstanbul Hükümeti, ne de Malta'daki tutuklular hakkındaki suçlamaları ispat edebilecek nitelikte hiçbir kanıt mahkemeye sunulmamıştır. İngiliz Hükümeti çaresizlik içinde kendi arşivlerinde ve ABD Hükümetinin Washington'daki arşivlerindeki raporlar üzerinde de araştırmalar yapmış, ancak yine hiçbir sonuca ulaşamamıştır.

Nitekim, ABD arşiv raporları arasında bulunan ve Washington'daki İngiliz Büyükelçisi R.C Craıgıe tarafından Lord Curzon'a 13 Temmuz 1921'de çekilen mesajda şöyle demektedir:

"Malta'da tutuklu bulunan Türkler aleyhine delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey olmadığını bildirmekten üzüntü duyuyorum... Yeterli delil oluşturabilecek hiçbir sorun vakit mevcut değildir. Söz konusu raporlar, hiçbir şiddetle, Türkler hakkında Majesteleri Hükümeti'nin halen elinde bulunan bilgilerin takviyesinde yararlı olabilecek delilleri bile ihtiva eder görünmemektedir(1)."

29 Temmuz 1921'de Kralın Londra'daki Hukuk Danışmanları; İngiliz Dışişleri listesindeki kişilere karşı yöneltilen suçlamaların yarı siyasi bir mahiyet taşıdığına ve bu nedenle haklarında savaş suçlusu olarak tutuklanan Türklerden ayrı işlem yapılması gerektiğine karar vermişlerdir.

Ayrıca, "Şimdiye kadar hiçbir şahitten, tutuklular hakkında yapılan suçlamaların doğru olduğunu kanıtlayan bir ifade alınmış değildir. Esasen, herhangi bir şahit bulunup bulunamayacağı da belli değildir; zira Ermenistan gibi uzak ve ulaşılması zor bir ülkede ve özellikle bu kadar uzun bir zaman geçtikten sonra şahit bulunmasının ne ölçüde zor olduğunu belirtmek dahi gereksizdir"(2) ifadeleri de Kralın İngiliz Hükümeti'nin Londra'daki Hukuk Danışmanlarına aittir.

Sonuç olarak; Malta'daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama dahi yöneltilmeden ve duruşma yapılmaksızın 1922'de serbest bırakılmışlardır.

Bu zaman süresince İngiliz basınında Osmanlı Hükümetini sözde soykırım ile suçlayan ve bu konuyu ispatlamaya yeltenen bazı belgeler yayınlanmıştır. Söz konusu belgelerin General Allenby komutasındaki İngiliz İşgal Kuvvetleri tarafından Suriye'deki Osmanlı Devlet Dairelerinde ortaya çıkarıldığı iddia edilmiştir. Ancak, İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından sonradan yapılan soruşturmalar, İngiliz basınına verilen bu belgelerin İngiliz ordusu tarafından ele geçirilen belgeler olmayıp, Paris'teki Milliyetçi Ermeni Delegasyonu tarafından müttefik delegasyonlara yazılan uydurma belgeler olduğu anlaşılmıştır.

KAYNAKLAR:
1) Yıldırım, Dr. Hüsamettin-; Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Ankara 2000, s. 38 (PRO.FO. 13 Temmuz 1921, 371 / 6504 / E.8519)
2 . Aynı eser, s. 38, Foreign Office, 29 Temmuz 1921. 371 / 6504 / E.8745

THE RELOCATION LAW - YER DEĞİŞTİRME (TEHCİR) KANUNU

THE RELOCATION LAW

“Temporary Law on the Measures Implemented by the Military against those Opposing the Government Implementations at Wartime” also known as “Immigration Law-Tehcir Law” was resolved on 27 May 1915. (1) The Law was published in the Official Gazette of the time, Takvim-i Vekayi, on 1 June 1915 and came into force. (2)

Article 1 of the before mentioned temporary law authorizes, the commanders of the Army, Army-corps and Divisions to take military measures against those opposing government orders, country’s defense, and the protection of peace; and against those organizing armed attacks and resistance, and kill rebels during aggression and uprising in wartime. The second article authorizes the same commanders to transfer and resettle on a single basis or in mass, the people living in villages and towns who are found to be engaged in espionage or treason.

The properties owned by the Armenians subjected to immigration were protected under an order (3) dated 10 June 1915. “Commission on Abandoned Properties” comprising of a president and two members, one administrative and one financial, was established. These commissions are to determine Armenian properties in the villages and towns that are evacuated, and to keep detailed record books. One of the books is to be kept in the regional churches, one to be submitted to the regional administration, and one shall be kept by the commission. Non-durable goods and animal stock shall be auctioned and the money shall be kept. In location where a commission is not appointed, the provisions of the communiqué shall be enforced by the officers in the regions. Both the commission and the regional administrators shall be responsible for the protection of these properties until the Armenians return.

As it can be understood from the law dated 27 May 1915 and order dated 10 June 1915, the immigration implementation initiated by Talat Pasha and approved by the Parliament covers “the regions that threaten the security of the front directly”. The first of these regions includes the vicinities of Erzurum, Van and Bitlis, which constitute the background of Caucasian and Iranian fronts. The second region is provinces of Mersin-Iskenderun, which constitute the background of the Sinae front. Because, in these regions, Armenians were collaborating with the enemy and were engaged in activities facilitating the landing of the enemy forces.

However, the law regarding “the measures implemented by the military against those opposing the government implementations at wartime” is an authorizing law intended to protect the state and its legal order. One of the most important characteristics of this law is that “not a name of any ethnic group or community was mentioned nor even suggested in the text of the law”. The Ottoman citizens of Moslem, Greek and Armenian origin covered under this law were subjected to immigrate from their own place and resettle elsewhere. To regard this law as being directed against one particular ethnic group is an indication of a lack of information, or else, intentional behavior... (4)

REFERENCE:
Halacoglu, Prof. Dr. Yusuf, Ermeni Tehcirine Dair Gerekceler — Realities on the Armenian Immigration — (1915), TTK Publication, Ankara 2001.

FOOTNOTES:
1) Bayur, ibid., III/3, p.40; Gürün, ibid., 214.
2) Takvim-i Vekayi’, 18 Recep 1333/19 May 1331, 7th year, no:2189; Y.H. Bayur, ibid, III/3, p.30
3) ATBD, December 1982, ibid., no:81, document 1832
4) Yildirim, Dr. Hüsamettin, Ermeni Iddialari ve Gercekler — Armenian Claims and Realities- Ankara 2000, p. 21


YER DEĞİŞTİRME (TEHCİR) KANUNU

"Tehcir Kanunu" olarak bilinen; ve fakat Türk ordusu savaş alanında olduğu için cephe gerisinde oluşan isyan ve ayaklanmaları önleme gayesi güden "Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkına geçici kanun" 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilmiştir(1). Kanun, 1 Haziran 1915 günü dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekayi'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir(2).

Söz konusu geçici kanunun birinci maddesi; ordu, kolordu ve fırka komutanlarına, savaş sırasında Hükümetin emirlerine, ülkenin savunulmasına ve huzurun korunmasına karşı çıkanlara, silâhlı saldırı veya direnişte bulunanlara karşı derhal askeri önlem alma, tecavüz ve direniş sırasında isyancıları yok etme yetkisi vermektedir. İkinci madde ise aynı komutanlara, casusluk ve vatana ihanet ettikleri anlaşılan köy ve kasaba halkını, tek tek veya toplu halde başka yerlere sevk ve iskân ettirme yetkisi vermektedir.

10 Haziran 1915 tarihinde yayımlanan bir emir yazısı (3) ile de, göçe tabi tutulan Ermenilerin malları koruma altına alınmıştır. Bir başkan ile, biri idari diğeri de maliyeci olmak üzere iki üyeden oluşan "Terkedilmiş Mallar Komisyonu" kurulmuştur. Bu komisyonlar, boşaltılan köy ve kasabalardaki Ermenilere ait malları tespit edecek, ayrıntılı defterlerini tutacaktır. Defterlerden biri bölgesel kiliselerde korunacak, biri bölge yönetimine verilecek, biri de komisyonda kalacaktır. Bozulabilir eşya ile hayvanlar açık arttırma ile satılacak ve parası korunacaktır. Komisyon gönderilmeyen yerlerde, bildiri hükümlerini bölgelerdeki görevliler yerine getirecektir. Bu malların Ermeniler dönünceye kadar korunmasından hem komisyon, hem de bölge yöneticileri sorumlu olacaktır.

27 Mayıs 1915 tarihli kanun ve 10 Haziran 1915 tarihli emir yazılarından da anlaşılacağı gibi, Talat Paşa'nın başlattığı ve Meclis'in de uygun gördüğü yer değiştirme uygulaması, "doğrudan doğruya cephelerin güvenini sarsacak bölgeleri" kapsamaktadır. Bunlardan birincisi Kafkas ve İran cephesinin geri bölgesini oluşturan Erzurum, Van ve Bitlis dolaylarıdır. İkincisi ise Sina cephesi gerilerini oluşturan Mersin-İskenderun bölgeleridir. Çünkü Ermeniler bu bölgelerde düşmanla işbirliği yapmakta ve onların çıkarma yapmalarını kolaylaştıracak faaliyetlerde bulunmaktaydılar.

Bununla birlikte; "savaş halinde devlet yönetimine karşı gelenler için askeri birliklerce alınacak önlemleri" içeren kanun, tamamen devleti ve kanun düzenini korumaya yönelik bir yetki kanunudur. En önemli özelliklerinden biri ise; "kanun metninde herhangi bir etnik grup veya zümrenin adından söz edilmemiş ve hatta ima dahi edilmemiş" olmasıdır. Kanun kapsamına giren Müslüman, Rum ve Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşları yerlerinden başka yerlere göç ettirilerek yerleştirmeye tabi tutulmuştur. Kanunu, tek bir halka yöneltilmiş olarak görmek, ya bilgi eksikliğinin göstergesidir, ya da kasıtlı davranmanın(4)...

KAYNAK:
Halaçoğlu, Prof. Dr. Yusuf, Ermeni Tehcirine Dair Gerçekler (1915), TTK Yayını, Ankara 2001.

DİPNOTLAR
1) Bayur, Aynı eser, III/3, s.40; Gürün, Aynı eser, 214.
2) Takvîm-i Vekãyi', 18 Receb 1333 / 19 Mayıs 1331, 7. sene, nr. 2189; Y. H. Bayur, Aynı eser, III/3, s. 40
3) ATBD, Aralık 1982, sayı 81, belge 1832.
4) Yıldırım, Dr. Hüsamettin, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Ankara, 2000, sh. 21

THE TELEGRAM ATTRIBUTED TO TALAT PASHA - TALAT PAŞA'YA ATFEDİLEN TELGRAF

THE TELEGRAM ATTRIBUTED TO TALAT PASHA

One of the most significant Armenian allegations regarding the immigration implementations is the telegrams, which —also allegedly- contained Talaat Pasha’s orders for killing the Armenians. However, Talaat Pasha himself has expressed in number of occasions that the measures taken with regard to Armenians have no object of massacring them in any way. In fact; in a cryptic telegraph —communiqué wired on August 29, 1915 to the Governors of Hüdaverdigar, Ankara, Konya, Izmit, Adana, Maras, Urfa, Halep, Zor, Sivas, Kütahya, Karesi, Nigde, Mamuretülaziz, Diyarbekir, Karahisar-i Sahib, Erzurum and Kayseri Provinces and sub-Provinces; the purpose of the immigration was explained as the follows (1).

“The purpose of the Government regarding the moving of Armenians from their original settlements is to prevent their anti-governmental actions; and to discourage their ambitions of establishing an Armenian State. Their massacre is completely out of question; on the contrary the safety of the groups during immigration should be ensured; and while measures for their catering should be taken, the “Immigrants Allocation” should be used to meet the cost. Armenians who are allowed to stay in their original settlements should not be re-located afterwards. As it was stated before the immigration of the dependents of military forces; protestant and catholic Armenians; and artisans (in accordance with the need) are definitely prohibited by the Government severe legal measures. Against the gendarmes and government officials who attack the immigrating groups or those who lead such attacks severe legal measures should be taken and such individuals should immediately Court-Martialled. Relevant provincial and sub-provincial authorities shall be held responsible for such events.

In another cryptic note sent to Ankara on May 27 1915 it was said that; “The measures taken by the Government regarding the Armenians are based on the necessity to ensure and protect the welfare and order of the Country. Exclusion of the Catholic and Protestant Armenians —who are at present observed as impartial at the present- from immigration, is the indication that the Government has no intention to massacre them” (2).

However, the communiqué which was issued by the Government for deporting the terrorist Armenians and their Gang leaders has been understood incorrectly in some places. Hence, several Armenian Bands, which were caught, were sent to places in which they continued their actions more freely. Upon such occurrence’s Talaat Pasha issued another communiqué on June 1, 1915, stressing that such Armenians should be transported to the places where they would not be able to continue their harmful actions, and also there deportations should be limited to the terrorists and rebels only (3).

Furthermore, in still another cryptic note dated June 13, 1915 dispatched to Mamuretüllaziz province, it was stated that the Armenians, besides those who were handed to the Court Marshall should be kept at suitable locations within the province under a previous order, hence not necessarily sent to Mousul province (4).

In a cryptic note dated June 14, 1915 which was sent to Erzurum, Diyarbekir, Mamuretülaziz and Bitlis provinces, after stressing that the Armenians should be protected during the immigration process; it was mentioned that it was natural to take measures against those who would try to flee or rebel against the gendarmes; however in no case Moslem peoples should be involved in such corrective acts; and also no opportunities should be set to start conflicts between the Moslems and Armenians.

Coming to the telegraph which is the core of the alleged claims of Armenian massacre (5).

An Armenian named Aram Andonian referred to it in his book, titled : “Memoirs of Naim Bey / Official Turkish Documents Regarding the Deportation and Massacre of the Armenians” published in London in 1920. This book was published under the titles: “Official Documents Regarding the Massacre of the Armenians”; and “The Gross Offence, the Last Armenian Massacre and Talat Pasha; the Originals of the Signed Official Telegraphs” in Paris and Boston respectively.

The telegraphs in the book, which were attributed to Talat Pasha, are false documents, which were originated to create a “massacre criminal”. As a result of the examination and research which was carried out by Messrs. Sinasi Orel and Süreyya Yuca on the subject documents a number of positive evidences, which prove the falsity of them were found. Among these evidences are: “that the person named Naim Bey — from whom the documents have been said that obtained- had never been employed in the “Celleppo Re-Settlement Department, that neither the said documents were authentic, nor the type of the papers were the same of those used in the official communication of that time; that the original counterparts were not among the Ministry of Interior documents in the Prime Ministry’s Archives; that the deed numbers on the documents could not fond in the registration logs of the relevant department; that there were some mistakes on the dates according to Mohammedan and Gregorian Calendars; that there were inconsistencies between the signatures; and there were some big grammatical and spelling mistakes in them.”

Furthermore, although it was mentioned that; “the original copies of the documents which were used in the book were kept at the Armenian Office in Manchester” since then they have persistently been concealed from the examination of the World opinion, and since their “authenticity was based on the report of the Aleppo Armenian Unit during the Ottoman times; is an important indication of the falsehood of the alleged claims of Armenian massacre.

REFERENCES:
Hallacoglu, Prof. Dr. Yusuf, Ermeni Tehcirine Dair Gerekceler (1915), TTK Yayini, Ankara, 2001.

Published by:
Turkish Hutorical Association, Ankara, 2001.

FOOTNOTES:
1) DH. EUM 2. Branch, 68/80
2) DH. EUM 2. Branch, 68/71; 2. Branch 68/84 (see doc: 192, 200)
3) DH. EUM 2. Branch, 68x101 (see doc 217).
4) An Armenian group which consisted of 26.064 people and lived in Aleppo were not actually included in the immigration process. Because; the population re-settled in the new settlement location were brought from Anatolia. On the other hand while the number of those who arrived at Aleppo were given as around a hundred thousand, (see: DH EUM. 2nd Branch, 68/80) the population arrived here was taken as 100.000.
5) OREL, Sinasi, YUCA Sureyya, Ermenilerce Talat Pasa’ya Atfedilen Telgraflarin Gercek Yüzü, Turkish Historical Association Publication, Ankara 1983.

TALAT PAŞA'YA ATFEDİLEN TELGRAF

Yer değiştirme uygulaması hakkındaki Ermeni iddialarının en önemlilerinden biri de Talat Paşa'ya atfedilen ve Ermenilerin katledilmesini emrettiği iddia edilen telgraflardır. Oysa, yer değiştirme kararı ve uygulaması sırasında; Ermeniler hakkında alınan tedbirlerin onları yok etme amacını taşımadığı Talat Paşa tarafından her fırsatta dile getirilmiştir.

Nitekim 29 Ağustos 1915 tarihinde Hüdavendigâr, Ankara, Konya, İzmit, Adana, Maraş, Urfa, Halep, Zor, Sivas, Kütahya, Karesi, Niğde, Mamuretülaziz, Diyarbekir, Karahisar-ı Sahib, Erzurum ve Kayseri vali ve mutasarrıflarına (Mutasarrıf: Osmanlı yönetim yapısında bir sancağın en büyük idare amiri) gönderilen bir şifre telgrafta yer değiştirme uygulamasının gayesi şu şekilde açıklanmaktadır(1):

"Ermenilerin bulundukları yerlerden çıkarılarak belirlenen bölgelere sevklerinden hükümetçe takip edilen gaye, bu unsurun hükümet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını ve bir Ermenistan Hükümeti kurmaları hakkındaki millî emellerini takip edemeyecek bir hale getirilmelerini sağlamak içindir. Bu kimselerin yok edilmesi söz konusu olmadığı gibi, sevkiyat esnasında kafilelerin güvenliği sağlanmalı ve Göçmen Ödeneği'nden harcama yapılarak yeme-içmelerine ilişkin her türlü önlem alınmalıdır.

Yerlerinden çıkarılıp, sevkedilmekte olanlardan başka, yerlerinde kalan Ermeniler bundan sonra yerlerinden çıkarılmamalıdır. Daha önce de bildirildiği gibi asker aileleriyle ihtiyaç nispetinde sanatkâr, Protestan ve Katolik Ermenilerin sevk edilmemesi hükümetçe kesin olarak kararlaştırılmıştır.

Ermeni kafilelerine saldırıda bulunanlara veya bu gibi saldırılara önayak olan jandarma ve memurlar hakkında şiddetli kanunî önlem alınmalı ve bu gibiler derhal görevlerinden el çektirilerek Divan-ı Harp'lere teslim edilmelidir. Bu gibi olayların tekrarından vilâyet ve sancaklar sorumlu tutulacaklardır".


27 Mayıs 1915'te Ankara'ya gönderilen gizli şifrede; "Ermeniler hakkında hükümetçe alınan önlemler, sırf memleketin huzur ve düzenini sağlamak ve korumak mecburiyetine dayanmaktadır. Ermeni unsuruna karşı Hükümetin yok etmeye yönelik bir siyaset izlemediğinin göstergesi, şimdilik tarafsız bir durumda kaldıkları görülen Katolik ve Protestanlara dokunmamış olmasıdır." denilmektedir(2).

Öte yandan Ermenilerden zararlı kimselerle komite başkanlarının sürülmeleri konusunda Hükümetin yayınladığı bildirinin, bazı yerlerde yanlış anlaşıldığı görülmektedir. Buna bağlı olarak pek çok yerde, yakalanan Ermeni çeteler, faaliyetlerini daha rahat sürdürebilecekleri yerlere sevk edilmiştir. Bunun üzerine Talat Paşa 1 Haziran 1915'de bütün vilâyetlere bir genelge daha yayınlayarak bu gibi Ermenilerin bulundukları yerlerden alınarak karışıklık çıkaramayacakları yerlere yerleştirilmelerini ve sürgün işleminin sadece bozguncu ve isyancı Ermenilere uygulanmasını bildirmiştir(3).

Ayrıca, Mamuretülaziz vilâyetine gönderilen 13 Haziran 1915 tarihli şifrede de, Divân-ı Harp'e verilmiş Ermenilerden başka, göçe tabi tutulması gereken Ermenilerin bu konudaki özel bildiriye uygun olarak vilâyetin uygun yerlerinde bulundurulması ve bunların Musul'a gönderilmelerine şimdilik gerek olmadığı bildirilmiştir(4).

14 Haziran 1915'de Erzurum, Diyarbekir, Mamuretülaziz ve Bitlis vilâyetlerine gönderilen şifrede ise, yerleri değiştirilen Ermenilerin yollarda hayatlarının korunması gerektiği belirtildikten sonra; göç sırasında firara yeltenenler ve korunmalarından sorumlu olanlara karşı saldırıda bulunanların yola getirilmesinin doğal olduğu; ancak, buna hiçbir şekilde halkın karıştırılmaması ve Ermenilerle müslümanlar arasında öldürmeye yol açacak ve aynı zamanda dışarıya karşı da pek çirkin görünecek olayların çıkmasına kesinlikle fırsat verilmemesi istenmiştir.

Sözde Ermeni soykırımı iddiacılarının sözünü ettikleri telgrafa gelince(5):

Aram Andonian adlı bir Ermeni, 1920 yılında Londra'da yayınladığı "Naim Bey'in anıları / Ermenilerin Tehcir ve Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri" isimli kitabında konuya temas etmiştir. Söz konusu kitap daha sonra Paris'te "Ermeni Katliamına İlişkin Resmi Belgeler" ve Boston'da ise "Büyük Suç, Son Ermeni Katliamı ve Talat Paşa, İmzalı Orijinalleriyle Resmi Telgraflar" adı ile yayınlanmıştır.

Kitapta yer alan ve Talat Paşa'ya atfedilen telgraflar; bir soykırım suçlusu yaratmak amacıyla üretilmiş sahte belgelerdir. Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından bu belgeler üzerinde yapılan inceleme sonucunda;

"belgelerin alındığı söylenen Naim Bey isimli şahsın Halep İskan Dairesi'nde hiçbir zaman çalışmadığı, belgelerin otantik ve kullanılan kağıtların Osmanlı Devletinin yazışmalarda kullandığı kağıt türünde olmadıkları, orijinal nüshalarının Başbakanlık Arşivindeki İçişleri Bakanlığı belgeleri arasında bulunmadığı, sahte belgelerde yer alan kayıt numaralarında çıkış adresi olarak gösterilen daire kayıtlarında bu evraklara rastlanmadığı, Hicri ve Miladi tarihlerde hata yapıldığı, imzaların gerçekleriyle uyuşmadığı, Osmanlıca yazım kurallarında rastlanılmayacak hatalara yer verildiği"

gibi çok sayıda somut delillere rastlanılmıştır.

Ayrıca, "kitapta kullanılan belgelerin orijinallerinin Manchester'deki Ermeni Bürosunda olduğu" söylenmesine rağmen, bugüne kadar dünya kamuoyunun bilgisinden ve incelemesinden ısrarla kaçırılması ve "doğruluğunun Osmanlı dönemindeki Halep Ermeni Birliği'nin raporuna dayandırılması" gibi durumlar Ermenilerin sözde soykırım maksatlı iddialarının ne ölçüde gerçek dışı olduğunu göstermesi açısından önemlidir.


KAYNAK:
Halaçoğlu, Prof. Dr. Yusuf-; Ermeni Tehcirine Dair Gerçekler (1915), TTK Yayını, Ankara 2001.

DİPNOTLAR
1) DH. EUM. 2. Şube, 68/80.
2) DH. EUM. 2. Şube, 68/71; 2. Şube 68/84 (bk. belge 192, 200).
3) DH. EUM. 2. Şube, 68/101 (bk. belge 217).
4) Yer değiştirme uygulamasına tabi tutulan nüfus içerisinde yer alan Halep'deki 26.064 Ermeni nüfusu, göç ettirilenler içerisine dahil edilmemiştir. Çünkü yeni yerleşim bölgesine varanlar, Anadolu'dan gönderilenlerden oluşmaktadır. Öte yandan Haleb'e gelenlerin yüz bin civarında olduğu bildirilmesine karşılık (bk. DH. EUM. 2. Şube, 68/80) buraya gelen nüfus 100.000 olarak alınmıştır.
5) OREL, Şinasi, Yuca SÜREYYA, Ermenilerce Talat Paşa'ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü, Türk Tarihi Kurumu Yayını, Ankara 1983

ARMENIAN ALLEGATIONS AND UN TREATY ON GENOCIDE - 1948 TARİHLİ BM SOYKIRIM SÖZLEŞMESİ AÇISINDAN ERMENİ İDDİALARI

ARMENIAN ALLEGATIONS AND UN TREATY ON GENOCIDE

The concept “genocide” is defined with the “UN Agreement on the Prevention and Punishment of Genocide Crime” dated 1948. In accordance with article 2 of the agreement;

“Genocide covers one of the following actions; with the intention of killing a national, ethnic, racial or religious group completely or partially: killing the members of the group, giving heavy damages to the physical or mental integrity of the members of the group, keeping the group in living conditions that will result in the loss complete partial physical existence of the group, taking precautions that will prevent births among the group, transfering of the children in the group to another group by force. In genocide, planned actions that have become a state policy are involved.”

When the issue is assessed in terms of the genocide agreement, it is impossible not to mention some events in the history. For committing an offence of inhumanity as genocide, that nation must have a tendency for such a crime in its history. Tendency for crime is a characteristic for the societies just as it is for human beings. When the Turkish history is examined, one can not find any trace of no genocide or assimilation.

When we look at the geography, on which it has spread, we see that the Ottomans held a part of Europe together with the Balkans up to the borders of Vienna, all Northern Africa on Mediterranean coast, all of the Middle East and the Arab Peninsula under its management for many years. This period is at least 200 — 400 years. Which nation in this geography can be said to be extinct? In the period, during which religious rules were executed in Anatolia, beliefs such as the oldest Christianity sect Syriacism and Yezidi belief worshipping flame and peacock were able to survive lived and in 1800s, although violated of the religious laws, churches have been opened in Anatolia. Even while one of the two brothers was Sokullu Mehmet Pasha, the Ottoman Grand Vizier, the other was assigned as Patriarch to the Makarje Serbian Church and has resurrected the Serbian nation. In the same period, when we look a other regions of the world, we see the genocides of the sects struggle period in Europe, the communities, whose languages were changed in the far east (Indians — Pestun), Africa, and Southern America whose language and religion have been completely changed.

Nazis have killed millions of people during the 2nd World War. Between 1939 — 1945, 5-6 million Jews, more than 3 million Soviet war prisoners, more than one million Polish and more than one million Yugoslavians, approximately 200.000 gypsies and 70.000 disabled were killed. This is the genocide.

In addition to these, although the United Nations has a preventive agreement, there have been many genocide events in the modern era. For example, in accordance with the confessions of 2 retired French generals published in Le Monde, the French have killed minimum one million Algerians between 1954 — 1962, the Indonesian army has killed one million communists and their families between 1965 — 1966, the Red Kmers in Cambodia killed 1.7 million Cambodians between 1975 — 1979, in 1994 500.000 Tutsies have been killed by the Hutus in Ruanda, and finally thousands of Muslims have been subject to the Serbian severity in Bosnia — Herzegovina after 1991.

The genocide crime has been committed in these events in its real meaning. Contrary to the Armenian pretensions, the implementation performed in Eastern Anatolia in 1915 is the migration from one place to another region within Ottoman land and it has no relation with the genocide. Turkish management is accustomed to living with the nations of different cultures and races in the regions it dominated. There is “justice” in the Turkish tradition, there is “keeping the cultures alive”; but there is no “massacre” or “genocide”. This matter is clearly indicated in the book of Justin McCarthy named “Death and Exile”. In this book, the story of the Balkans and the Caucasian people taking refuge in the Ottoman management to escape death are related.

One should the ones accusing the Ottoman management with genocide: Where did the Jews and the Muslims escape from Spain and Portugal in 1469 where did Tökeli Imre and his men escape from Hungary in 1680, where did Rakoczi Ferench and his men go in 1711, where did Layos Kosuth and a Hun group of 2000 people go in 1849, where did Prince Chartorski go with his 135000 soldiers in 1841 and 1856, where did the Russian commander Vrangel and even Trouchki escape in order to take refuge from death?

The history gives the answer all these questions as the “Ottoman”. Don’t the ones announcing the relocation implementation in 1915 as the so called “Armenian genocide” know that Poland and Germany origin Jews found shelter in Turkey since 1930s? While only 20 — 25 years had passed over the so — called Armenian genocide, why did the ones looking for a country to adopt chose Turkey as their rescuer? The answers to these questions are hidden in the just, humane, tolerant, uniting character of the Turkish State tradition, which has always been respectful towards traditions and beliefs.

Furthermore, the genocides and assimilations made in the Balkans 550 years after the Ottoman Empire Fatih, who gave the people living on the land he ruled, the chance of preserving their values alive and transferring them to the new generations, must be remembered. The Balkan nations, whose languages, religions, churches, schools were taken under guarantee with this order, have torn the Bosnians, Albania — rooted Muslims, Macedonians and Bulgaria Turks out of their own land in the verge of the 21st century. Today, the ones accusing Turkey of genocide have ignored the massacres that continued for moths and tapped their ears to the screams of the raped women of any age. Recently, not only the Balkan nations found shelter in Turkey; but also the Iraqis running away from Saddam Hüseyin, the Iraqi state president, who tried to commit genocide using the “mustard gas” he provided from the western chemical weapon producers, found shelter in Turkey. The Turkish people has always shared their bread at any time in history in spite of their limited opportunities and have opened their arms to the oppressed nations. The Turkish people, the Ottoman and the Republic of Turkey have a very clean register that can be an example for other nations and states.

1948 TARİHLİ BM SOYKIRIM SÖZLEŞMESİ AÇISINDAN ERMENİ İDDİALARI

"Soykırım" kavramı, 1948 tarihli "BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme" ile tanımlanmıştır. Sözleşmenin 2. maddesine göre;

"Soykırım; ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyetiyle: Grup üyelerinin öldürülmesi, Grup üyelerinin fizik ya da akıl bütünlüğünün ağır biçimde zedelenmesi, grubun fiziksel varlığının tümü ya da bir bölümü ile yok edilmesi sonucunu verecek yaşam koşulları içinde tutulması, grup içinde doğumları engelleyecek önlemler alınması, bir grup çocukların başka bir gruba zorla geçirilmesi eylemlerinden herhangi birine başvurulmasını kapsamı içine alır. Soykırımda planlı, devlet politikası haline gelmiş eylemler söz konusudur."

Konu soykırım sözleşmesi açısından değerlendirildiğinde, tarihteki bazı olaylara değinmeden geçilemeyecektir. Soykırım gibi vahim bir insanlık suçunun işlenebilmesi için o milletin tarihinde bu suça yatkınlık olması gerekir. Bir şahıs için suça yatkınlık nasıl bir özellik ise, toplumlar için de öyledir. Türk tarihi incelendiğinde soykırıma ve asimilasyona rastlanamaz.

Yayıldığı coğrafyaya baktığımızda Osmanlı; Balkanlarla birlikte Viyana önlerine kadar Avrupa'nın bir kısmını; Akdeniz'e sahil tüm Kuzey Afrika'yı; Ortadoğu'nun tamamını ve Arap yarımadasını uzun yıllar yönetimi altında tutmuştur. Bu süre asgari 200-400 yıl arasıdır. Söz konusu coğrafyadaki, hangi halkın yok edildiği söylenebilir?

Anadolu'da şer'i hükümlerin hakim olduğu dönemde, en eski Hıristiyanlık mezhebi Süryanilik, tavus kuşuna ve ateşe tapan Yezidilik gibi inançlar yaşatılırken, 1800'lü yıllarda şer'i hükümlere aykırı olmasına rağmen Anadolu'da kiliseler açılmıştır. Hatta iki kardeşten biri Osmanlı Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa iken, diğer kardeş Makarije Sırp Kilisesi'ne Patrik tayin edilmiş ve Sırp halkını diriltmiştir. Aynı dönemde dünyanın diğer bölgelerine baktığımızda; Avrupa'daki mezhepler mücadelesi döneminin soykırımlarını, uzak doğuda dili değişen halkları (Hindular-Peştun), komple dili ve dini değişen Afrika'yı, Güney Amerika'yı görürüz.

II. Dünya Savaşı boyunca Naziler, milyonlarca insanı katletmişlerdir. 1939-1945 yılları arasındaki dönemde, 5-6 milyon Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet savaş tutsağı, birer milyondan fazla Polonya ve Yugoslavya sivil halkı, 200.000 civarında Çingene ve 70.000 özürlü insanın canına kıyılmıştır. İşte soykırım budur.
Bunlara ek olarak, Birleşmiş Milletlerin önleyici yönde sözleşmesi olmasına rağmen, modern çağda da sayısız soykırım olayı görülmüştür.

Örneğin, bizzat olayın kahramanı 2 emekli Fransız generalin Le Monde'da yayınlanan itiraflarına göre Fransızlar 1954-1962 yılları arasında Cezayir'de en az 1 milyon Cezayirli'yi katletmiş, 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusu bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmüş, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya'da Kızıl Kmerler 1.7 milyon Kamboçyalı'yı katletmiş, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi, Hutular tarafından öldürülmüş ve nihayet 1991'den sonra Bosna-Hersek ile Kosova'da binlerce Müslüman Sırp vahşetine maruz kalmıştır.

Soykırım suçu, gerçek anlamda bu olaylarda işlenmiştir. Ermeni iddialarının aksine, 1915 yılında Doğu Anadolu bölgesindeki Ermenilere yönelik uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla Osmanlı toprakları içinde başka bir bölgeye göç ettirme olup, soykırım ile hiç bir ilgisi yoktur. Türk yönetimi hakim olduğu yörelerde diğer kültür ve soylara sahip halklarla yaşamaya alışıktır. Türk devlet geleneğinde "adalet" vardır, "kültürlerin yaşatılması" vardır; ancak, "katliam" ya da "soykırım" yoktur. Bu husus, Justin McCarthy'nin "Ölüm ve Sürgün" isimli kitabı açıkça ortaya konulmaktadır. Söz konusu kitapta, Balkan ve Kafkas halklarının ölümden kurtulmak için Osmanlı yönetimine nasıl sığındıklarını anlatılır.

Osmanlı yönetimini soykırımla suçlayanlara sormak gerekir: 1469 yılında İspanya ve Portekiz'den Musevi ve Müslümanlar, 1680 yılında Tökeli İmre ve adamları Macaristan'dan, 1711 yılında Rakoczi Ferençh ve adamları, 1849 yılında Layoş Kosuth ve 2000 kişilik Macar grubu, İsveç Kralı Şarl ve 1500-2000 kişilik adamları; 1841 ve 1856 yıllarında Polonya'lı Prens Chartorski, 135 bin kişilik ordusuyla Ekim 1917'de Rus komutan Vrangel ve hatta Troçki, ölümden soykırımından kurtulmak için nereye sığındılar?

Tarih, bütün bu soruların cevabını "Osmanlı" olarak vermektedir. 1915'teki yer değiştirme uygulamasını sözde "Ermeni soykırımı" olarak ilan edenler, 1930'lu yıllardan itibaren Polonya ve Almanya kökenli Musevilerin Türkiye'ye sığındıklarını bilmiyorlar mı? Sözde Ermeni soykırımının üzerinden henüz 20-25 yıl gibi kısa bir süre geçmiş iken, soykırım yaptığı iddia edilen bir milleti kurtarıcı olarak görenler, neden Türkiye'yi tercih etmişlerdir? Bu soruların cevapları da, Türk devlet geleneğinin adil, insani, hoşgörülü, birleştirici, töre ve inançlara saygılı karakterinde saklıdır.

Ayrıca; bugünkü insan hakları normlarını kapsayan 1478 tarihli Fermanı'yla hükümran olduğu topraklarda yaşayan tüm insanlara sahip oldukları değerleri yaşama, yaşatma ve yeni nesillere aktarma imkanı veren Osmanlı Padişahı Fatih'ten yaklaşık 550 yıl sonra Balkanlardaki soykırım ve asimilasyonlar hatırlanmalıdır. Bu ferman ile dili, dini, kilisesi, okulu vs. güvence altına alınan Balkan milletleri; homojen toplumlar oluşturma adına 21. Yüzyıla girildiği bir dönemde Boşnakları, Arnavut asıllı Müslümanları, Makedonları ve Bulgaristan Türklerini yurtlarından söküp atmışlardır.

Bugün Türkiye'yi soykırım ile suçlayanlar, aylarca süren katliamları görmezlikten gelmiş, ırzına geçilen her yaştaki kadının feryadına kulaklarını tıkamışlardır. Son dönemde Türkiye'ye sığınanlar sadece Balkan halkları olmamıştır; Batılı kimyasal silah üreticilerinden sağladığı "hardal gazı" ile soykırıma kalkışan Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in elinden kaçan Irak halkı da kurtuluşu Türkiye'de görmüştür. Türk insanı sınırlı imkanlarına rağmen tarihin her döneminde ekmeğini paylaşmayı bilmiş ve mazlum halklara kucak açmıştır. Türk insanının, Osmanlının ve Türkiye Cumhuriyeti'nin diğer milletlere ve devletlere örnek olacak gayet temiz bir sicili vardır.

CONCLUSION - SONUÇ

CONCLUSION

Many things have been said and written about relocation since the date of its application. The Armenians have managed to deceive the world public opinion for a long period by hiding behind the false documents. The Armenian massacre stories, which began with 300.000s and came to 3.000.000s have no basis. Likewise during the invasion of Istanbul, both the English and the French have sufficiently investigated the Ottoman archive and since they have not been able to submit any documents in relation with the Armenian genocide, they must not have found any such document.

On the other hand, they should have photographs in their archives taken by the journalists who came to Anatolia at that time to observe the relocation implementation. If a genocide had been committed with the order of the state, these photographs would have been presented to the world public opinion a long time ago. Furthermore, if the party claiming the reality of a genocide had concrete documents, would the for establishing a “commission of jurists” be left without a response? Why did not this official suggestion of the Ottoman State left unanswered? Was the reason the fear that the roles of some western countries would become apparent in the organization and agitation of the Armenian bands or the fear that sources, from which the Armenians obtained their guns to kill thousands of innocent civil people, be disclosed?

When the word genocide is mentioned the Nazi mass murder that resulted in the loss of millions of Jews and other ethnical groups, comes to mind. When the word genocide is heard, the murder at least a million Algerians by the French between 1954 — 1962 is remembered. When the word genocide is heard, the murdering of 1 million communists and their families by the Indonesian army between 1965 — 1966 is remembered. When the word genocide is mentioned, the massacre of almost 2 millions of Cambodians by the Red Kmers in Cambodia between 1975-1979 is remembered. When the word genocide is mentioned, the murdering of 500.000 Tutsies by the Hutus in Ruanda in 1994 is comes to mind. And finally when the word genocide is heard, the severe massacre of thousands of Muslims in Bosnia — Herzegovina and Kosova after 1991 by the Serbians is remembered. The genocide crime has been committed during these events in its real meaning.

If the Ottoman State had any intention of subjecting the Armenians to “genocide”, wouldn’t it commit it where the Armenians lived? What was the need for such expense made during the relocation and so many commercial and military precautions that needed to be taken?

The purpose of the relocation which the world’s most successful resettlement program has never been eliminating Armenians but was born out of a compulsory need of providing state security.

REFERENCE:

Hallacoglu, Prof.Dr. Yusuf, Facts Relating to the Armenian Displacement (1915); TTK Publication, Ankara 2001.

SONUÇ

Gerçekleştirildiği tarihten günümüze kadar gelen devrede yer değiştirme konusunda çok şey yazılıp çizilmiştir. Ermeniler, uydurma belgelerin arkasına gizlenerek, dünya kamuoyunu uzun süre kandırmayı başarmışlardır. Başlangıçta 300.000'lerden başlayıp, 3.000.000'lara kadar varan rakamlarla ifade edilen Ermeni katliâmı hikâyelerinin hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Nitekim İstanbul'un işgali döneminde, gerek İngiliz ve gerekse Fransızlar, Osmanlı arşivini yeterince araştırmış ve soykırımı imâ edecek bir belgeye dahi rastlamamış olsalar gerek ki, Ermeni soykırımına ait hiç bir belgeyi somut olarak sunamamaktadırlar.

Öte yandan kendi arşivlerinde, o zaman Anadolu'ya gelip yer değiştirme uygulamalarını izleyen ve görüntüleyen gazetecilerin çektikleri fotoğraflar olmalıdır. Eğer devletin emriyle böyle bir soykırım olsaydı, bu fotoğraflar da şimdiye kadar çoktan dünya kamuoyuna açıklanırdı. Ayrıca, eğer soykırım iddiacılarının elinde sağlam belgeler bulunsaydı; 1919 yılında Osmanlı Devleti'nin resmen tarafsız bir "hukukçular komisyonu" kurulması önerisi cevapsız bırakılır mıydı? Osmanlı'nın bu resmi teklifi niçin cevapsız bırakılmıştır? Yoksa, Ermeni çetelerinin organize edilmesinde ve kışkırtılmasında bazı batılı devletlerin rollerinin ortaya çıkmasından ve binlerce masum sivil halkı canice boğazlayan Ermenilerin silahlarını aldıkları yerlerin belirlenmesinden mi korkulmuştur?

Soykırım denince akla, Nazilerin II. Dünya Savaşı boyunca Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri ve milyonlarca insanın canına mal olan kitlesel kıyım gelir.

Soykırım denince akla, Fransızların 1954-1962 yılları arasında Cezayir'de en az 1 milyon Cezayirliyi katletmeleri gelir. Soykırım denince akla, 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusunun bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmesi gelir.

Soykırım denince akla, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya'da Kızıl Kmerler'in 2 milyona yakın Kamboçyalı'yı katletmeleri gelir.

Soykırım denince akla, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi'nin, Hutular tarafından öldürülmesi gelir.

Ve nihayet soykırım denince akla, 1991'den sonra Bosna-Hersek ve Kosova'da binlerce Müslümanın Sırplar tarafından vahşice katledilmesi gelir. Soykırım suçu, gerçek anlamda bu olaylarda işlenmiştir.

Şayet, Osmanlı devletinin Ermenileri "soykırım"a tabi tutmak gibi bir amacı olsaydı; bulundukları yerlerde bu düşüncesini gerçekleştiremez miydi? Yer değiştirme sırasında yapılan bunca harcamaya, bunca idari ve askeri önleme ne gerek vardı?

Devlet güvenliğinin sağlanması için zorunlu olarak uygulanan ve dünyanın en başarılı sevk ve iskan hareketi olan yer değiştirme uygulaması, hiçbir zaman Ermenileri imha etmek amacıyla yapılmamıştır.

KAYNAK:
Halaçoğlu, Prof. Dr. Yusuf-; Ermeni Tehcirine Dair Gerçekler (1915), TTK Yayını, Ankara 2001